anasayfa | haber arşivi | künye | iletişim
Güncel
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Spor
Yaşam
Eğitim
Sağlık
Kültür Sanat
Bilim İnternet
Emlak
Otomobil
Çok Okunanlar

Son Yorumlananlar

Bu Hafta
Untitled Document
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muammer TUNAHAN
BOZKIR Tarihi Hakkında Bilgiler I
15 - 01 - 2009 bu yazı 825 kez okunmuştur.

Prof. Dr. Faruk SÜMER

Okuyucular aşağıda Bozkır tarihi ile ilgili birçok bilgi bulacaklardır. Yine okuyucular bu bilgilerin kolayca elde edilmemiş olduklarını da anlıyacaklardır. Çünkü Bozkır yöresi maalesef zengin bir tarihe sahip değildir. Bu yöre kuytu bir yerde bulunduğu gibi nüfusuna nisbetle topraklan çok yetersiz olduğu gibi, ayni zamanda verimsizlik ve darlıktan, arazinin biçimli olmamasından yerleşik hayatin gelişmesine müsaid değildir.

Bozkır hakkında bilgi vermeye baslarken önce su hususu burada da bir kere daha belirtmek isterim. Çünkü hemşehrilerimin bu hususta derin bir yanılgı içinde oldukları görülüyor. Bozkır aslında kasabanın değil, yörenin, yani Çay ile Seydişehir arasındaki toprakların adidir. Kasabanın adi "Sıristad" idi. Hatta delikanlılığımda köylülerimizden söyle bir söz işitmiştim: "Aşağı yanı Fart yukarı yanı Çat, ortasında yetmiş köyün parasını yiyen Sıristad". Sıristad Türklerden önce yörede yasayan kavimlerden birine ait bir isim olduğundan, kısaca Türkçe asıllı olmadığı için, atılarak kasabaya da Bozkır adi verilmiştir. Anlaşılacağı üzere yöre kasabanın değil, kasaba yörenin adını almıştır.

Bozkır adına gelince bu, arazinin coğrafî yapısı ile ilgili değildir. Yörenin adi olan Bozkır, bu yöreyi feth veya idare etmiş bir beyden gelmektedir. Bozkır Bey en kuvvetli ihtimal ile XIV. yüzyılda bu yöreyi idare etmiştir. O, Karaman oğullarının bir valisi olabilir. Bozkır Beyi belki daha az muhtemel olarak Selçukluların da valisi olabilir.

Fransızca "steppe" mânâsında simdi kullandığımız bozkır yeni bir deyim ve yüzyılımızın birinci yarısında kullanılmaya başlanmıştır.

Esasen Bozkır adını taşıyan yer, gerçek mânâsında, bozkır karakterinde de değildir.

Esasen halkımız coğrafî adların konmasında asla hata yapmaz. Hatayı halkı küçük gören aydınlar yaparlar, nitekim aşağıda bununla ilgili bazı misaller zikr edilecektir.

Verilen bütün bu bilgilerden sonra Bozkır adının boz ve kir fiillerinden emir ikinci şahıs ile yapılmış bir ad olduğu anlaşılmış bulunur. Yani bozkır, anlaşılacağı üzere Bozkır "yen ve safdışı bırak." demektir.

Sayın hemsehrilerimiz Bozkır adının steppe mânâsında olduğunu sanarak onun yerine başka bir ad verilmesi için İçişleri Bakanlığına müracatta bulunmuşlardır. Bunu duyunca pek hayret ettim. Bununla beraber vakit geçirmeden İçişleri Bakanlığına koştum. Bakan Hıfzı Oğuz Bekata Bey ile görüşüp gerçeği anlattım. Memleketimizin bu tapu senedi korunmuş oldu. Bir topluluk, tarihine ve kültürüne sahip çıkarsa millet olur ve varlığını sürdürebilir. Bu böyle bilinmelidir. Bunun aksini iddia edenler cahil ve akılsız kişilerdir.

Bozkır aslında Kozağaç da dâhil olmak üzere Çaydan başlayıp Seydişehir yöresine ulaşan kesimin adıdır. Halkımız bu kesime “Yazı Kolu” adını verir. Yazı, “ova düzlük” demek olup VIII. yüzyıldaki Orhun Abidelerinde geçen bir yadigârdır. Bu sözün kullanılmış olması bozkır yöresindeki Türk kültürünün eskiliği zenginliği ve devamlılığından ileri gelmiştir.

Bozkır’ın doğudaki kesimine de halkımız “Dağ Kolu” der. Dağ Kolu’nun resmi adı ise eski zamanlardan beri “Belviran” idi. Şimdi Belören’e döndürülmüştür. Burası da yine eskiden beri müstakil bir kaza idi. Geçen yüzyılda bir nahiye olarak Bozkır’a bağlanmıştır.1864 yılında veya daha sonraları bildiğimiz üzere Belviran’ın merkezi Sarıoğlan’dır. Sarıoğlan’ın tarihi bir şahsiyetin adı olması ihtimali kuvvetlidir. Mesela Selçuklu Şehzadesi Gıyaseddin Siyavuş’un (Ona Cimri de denilir) ordusunun kumandanının adı (1277 yılında) kaynak İbn-i Bibi de Saroğla şeklinde zikredilir. Bu şekli ile bir mana ifade etmediği için bu adın doğrusu Saruoğlan olabilir.

Şimdiki bilgilerimize göre Türk devrinde Bozkır’la ilgili en eski haber XIV. yüzyılın ortalarından daha geriye gitmiyor. O tarihlerde Karaman Oğulları tarihi müellifi Şikâri’ye göre, 30.000 asker ile Beyşehri’nden göçüp Sırıstad Kalesine gelmiştir.

Sırıstad Kalesi’nin sahibi Galencan adlı bir bey idi. Sırıstad hâkimi, Alâeddin Bey’i kalesinin önünde görünce kapılarını kapayıp kaleyi müdafaaya girmiştir. Alâeddin Bey’de 28 gün kuşattığı halde başarı gösterememiştir. Bunun üzerine bir geçe kırk yoldaşı ile gizlice kemend atarak kale burçlarına çıkıp Galencan’ı sarayında yakalayıp bağlamışlardır. Bunun üzerine kapılar açılarak Karaman askeri kaleye girmiştir. Alâeddin Bey kalede çok mal, hazine ve cephane bulup bunları askerlerine dağıtmıştır. Kaleyi de yine eski sahibi Galencan’a veren Karaman Oğlu birkaç gün sonra ülkesine dönmüştür.

Galenca hangi doğru ismi yanlız şeklidir, bilinemiyor. Galencan’ın aynı zamanda aslıda meçhuldür. Yani Türk mü Moğol mu olduğu kesin bir şekilde anlaşılmamıştır. Bununla beraber bu Sırıstad Beyinin Moğol asıllı olması ihtimalide zayıf. Çünkü Beyşehri’ni Moğol’dan İsmail Aka idare etmektedir. Saniyen o esnada Akşehir-Ilgın yöresinde oturan Moğol beylerinden biri de Galencan adını taşıyor.

Şikâri’deki bu kayıttan XIV. yüzyılın ortalarından Sırıstad’ın muhkem bir kaleye sahip olduğunu öğreniyoruz. Gayet, doğru olarak Sırıstad, o zamanlar Çay ile Şube arasındaki arızalı yerde bulunuyordu.

Alâeddin Bey 1361 veya1362 yılında Karaman devleti tahtına oturdu. Hükümdarlığının ilk yıllarını hükümdarlığını sağlamlaştırmakla geçirdi. Bu sırada Karaman devletinin idaresinde İçel’den başka ova bölgesinde sadece devlet merkezi Lârende (Karaman) bulunuyordu. Konya, Aksaray, Niğde, Beğşehri (Beyşehir) ne gelince bunlar başkentleri Kayseri olan Eretneliler’e bağlı valiler tarafından idare ediliyor, Konya ovasının en güzel otlaklarında da Moğol oymakları oturuyordu. Ancak bu sırada Eretneler’in ülkesinde önemli bir olaylar cereyan ediyordu. Eretne Oğlu Mehmet Bey, Moğollar tarafından yenildikten sonra Kayseri’den Sivas’a çekilmiş ise de orada beyleri tarafından öldürülmüştü. Alâeddin Bey Eretneliler’in içine düştükleri buhranlı durumdan faydalanarak ilk önce Konya’yı almış (1366–1367), sonrada Ereğli, Akşehir ile diğer bazı yerleri fethetmişti. Karaman hükümdarı siyasi ve askeri durumları kendisi için daha da müsait bir gelişme göstermesi üzerine Ilgın, Okluk Hisarı, Niğde, Aksaray ve Yavaş Kara Hisarı’nı(Yeşilhisar) da ülkesine kattı.

Beyşehri hakimi Moğol asıllı İsmail Ağa kuvvetli bir şahsiyetti. Bununla ilgili olarak Mısır’daki Memlükler ile doğrudan muhabere ediyordu. Beyşehir’de medrese ve zaviye yaptırmış olduğu da biliniyor. O nu Alâeddin Bey’i metbu tanıdığına dair hiçbir delil yoktur. İsmail Ağa 1378 de ölmüş ve yerine oğullarından Eminüd-devle geçmiştir. Alâeddin Bey Beyşehir’i Eminüd-devle’nin ölümü üzerine mi, yoksa Hamid Oğlu’nu yenerek mi eline geçirdi, bu da bilinemiyor. Bilinen bir şey varsa Osmanlı hükümdarı Murad Hudâvendigâr 1386'da Karaman iline yürüdüğünde Beysehri'nin Alâeddin Bey idaresinde olduğudur. Beyşehir ile beraber Seydişehir ve Bozkır’ın da Karaman hükümdarına tabi olduğuna şüphe yoktur. Bu arada Alâeddin Bey'in Seydişehir ile Çay arasındaki yöreyi Bozkır Bey'e vermiş olabilir. Bu bize göre kuvvetli bir ihtimaldir.


I. Murad ile Alâeddin Bey arasında Konya'ya iki konak mesafedeki Efrenk Yazısında vuku bulan ve Karaman Oğlu’nun yenilgisi ile sona eren savaştan (1386 yılında) sonra yapılan barış sonucunda Beyşehir Osmanlı idaresine geçmiş ise de Bozkır yöresi Alâeddin Bey'in elinde kalmıştır.

1391'de Bayezid Han ile yapılan barış andlaşmasına göre sınır Beyşehir’e bağlı onun doğusundaki Köşk Bükü köyünden kesilmişti. Buna göre de Seydişehir ve Bozkır Alâeddin Bey'in elinde kalmıştı. Ancak Alâeddin Bey'in öldürülmesinden (1397–1398) sonra, Karaman devletinin, İçil müstesna diğer bütün toprakları Osmanlı idaresine geçmiştir. Bunlar arasında şüphesiz Seydişehir ve Bozkır yöreleri de bulunuyordu.

Fakat Ankara Savası’ndan (1402) sonra Karaman beyliği yeniden eski topraklarına kavuştu. Bundan sonra Bozkır yöresi, Belviran gibi Karaman devleti sona erinceye kadar (1475), bu devletin elinde kaldı.

Osmanlı devrinde Bozkır, kaza idi. Yani kadılar eliyle idare edilirdi. Bundan dolayı kaza denmiştir. Seydişehir de kaza sayılmış her ikisi de Beyşehri sancağına bağlanmıştır. Belviran ise Karaman sancağının kazalarından birini teşkil etmiştir.


Not: Yazının devamı yine bölümler halinde yayınlanacaktır. Bu yazı Prof. Dr. Faruk SÜMER
Tarafından kaleme alınmış ve Türk Dünyası Tarih Dergisi’nde 1995 Haziran sayısında yayınlanmıştır. Yazını sadece fotoğrafları değiştirilmiştir. Bu güzel fotoğrafları çeken Mehmet Demiray namı diğer Foto Lider’e çok teşekkür ederim

www.muammertunahan.com

Bu yazıya toplam (21) yorum eklenmiştir.
hilmi sırsat
04 - 05 - 2010     12 : 48
1850 yılında ıspartaya göç edenlerdeniz dedelerimiz e sordugumuzda kanyanın sırsat kasabasından geldiğini söylemişti
kadir uğurlu
12 - 02 - 2009     17 : 48
Hocam çok teşekkür ederim bilgiler paylaşdıkca tarihimizi öğreniyoruz.Saygılarımla hoşça kalın.
Bozkırlı
08 - 02 - 2009     15 : 57
Bravo hocam güzel bir araştırma ilkdega sizden okudum. nekadar güzel devamını dilerim
AliRıza Özaslan"a
06 - 02 - 2009     17 : 33
İlginizle daha da mutlu oluyoruz eksik olmayınız.... www.muammertunahan.com
AliRıza Özaslan
31 - 01 - 2009     14 : 28
Kültürümüze ait paylaşımlarınız için minnet ve şükranlar Hocam.
Ali İhsan Amca'ya
21 - 01 - 2009     15 : 27
"Bir topluluk, tarihine ve kültürüne sahip çıkarsa millet olur ve varlığını sürdürebilir. Bu böyle bilinmelidir. Bunun aksini iddia edenler cahil ve akılsız kişilerdir." bu söz Prof. Dr. Faruk SÜMER Hocama ait bu sözü okulların girişine yazılmalı okadar güzel teşekkür ederim...... www.muammertunahan.com
Cengiz Sümer Hocama (Dr.C.)
18 - 01 - 2009     10 : 38
Hocam sizler ağabeyiniz büyük tarihçi ve büyük üstad merhum Prof. Dr. Faruk SÜMER hakkında bana detaylı bilgiler yollayarak bu büyük değer ölmünden sonra tatıştırdınız. Öyleki eser bırakan münevverler ölseler bile yaptığı eserler onların yaşamalarını sürdürmeleriniz sağlarla onlar eserleriyle aramızda dolaşmaktadırlar vatanına tarihine diline kültürüne diyelektiğiniz estetiğine bağlı genler yaşadıkça Faruk Sümerler yaşamaya devam ediyor demektir. Buradan merhum Prof. Dr. Faruk SÜMER'in kıymetli eşleri beni aradılar o ne nezaket one zerafet tam bir hanım efendi edası ile teşekkür ettiler bu benim için en güzel hediyedir bir kaç gün sonra okuluma postadan merhum hocamın ölümünden sonra çalışma masasında bulunan çalışmalarından derlenen iki ciltlik bir eserini de yollamışlar okulumuzda uygulanmakta olan okuma saatinede o kitapları okuyorum inanılmaz güzel bilgiler içermektedir Bayan Sümer'e ve size şükranlarımı sunuyorum.
Sitemizin sadık okuyucusu Ekrem Kaya'ya
18 - 01 - 2009     10 : 29
Abi size teşekkür ederim yeriniz müstesnadır sagolun
muratti kardeşe
18 - 01 - 2009     10 : 28
muratti ismiyle yorum yazan kardeşim bu toplum bir dizi veya sinema filmini 50 sefer izler artık ezberlemiş olmasına rağmen 51. yide izlemez mi?.... Hem ben bahsettiğiniz yazarın alıntılarını yayınlamadım ki ben bu yazıyı orjinal metinden özüne sadık kalarak hatta resimleri hariç hiç bir şeyi es geçmeden yayınladım. Başka bir ifadeyle Prof. Dr. Faruk SÜMER hocamız ne yazdıysa onu aktardım hatta yazarı olarak kendimi değil Prof. Dr. Faruk SÜMER'i en başa yazdım. Bu yazıyı kendime maletme terbiyesizliğinide yapmam. İkinci kısım ile alakalı bir müneccimlik yapmışsın ve çuvallamıssın işte seni yanıltan şey alıntılara takılıp kalmandır. Yukarıdada belirttim yazının tamamı çok uzun olması sebebiyle bölümler halinde yazarın yazısına bağlı kalarak yayınlamak istedim evet yazının uzun olmasu okuyucularaı sıkabilir ama yazara saygısızlık yapmamak için iki bölüm yaptım ikinci bölüm sizin tahmin ettiğiniz şeyleri içermiyor bizi izlemeye devam ederseniz bunu göreceksiniz. Muratti sizin bu yazınızı www.bozkirpostasi.com.tr ve www.bozkir.net arasında bir uçurum varmış gibi sanacaklar böyle birşey yoktur ama sizin bilinç altınızı ifade etmişsiniz yinede size teşekkür ederim..... www.muammertunahan.com
Veli UNCU Kardeşime
18 - 01 - 2009     10 : 17
Veli kardeşim siz genç nesil okuyan düşünen kaydeden ve sorgulayan bir nesil olmalısınız bunu yaparken tarihi kültürel ve manevi köklerinizi iyi bilmeniz olmazsa olmazdlardandır. Görüyorumki yazıyı okumuşsunuz ilginiz beni mutlu etti..... www.muammertunahan.com
Mustafa Alpaslan BÜYÜK'e
18 - 01 - 2009     10 : 13
Mustafa Hocam öncelikle babanıza ve abinize çok selamlarımı iletiniz ayrıca nazik yorumunuz beni mutlu etti teşekkür ederim......... www.muammertunahan.com
ali ihsan
17 - 01 - 2009     14 : 13
Bir topluluk, tarihine ve kültürüne sahip çıkarsa millet olur ve varlığını sürdürebilir. Bu böyle bilinmelidir. Bunun aksini iddia edenler cahil ve akılsız kişilerdir. Hocam sizi yürekten kutluyorum,elinize sağlık.
Dr.C.
16 - 01 - 2009     18 : 12
Sayin Tunahan: Böyle çok önemli bir yazıyı buraya getirerek Bozkır için çok büyük bir hizmet yaptınız.Bu ,bu internet sitesinin bir köşesinde kalmalı ki ,merak edenler okusunlar. Benim merakım,acaba Bozkır okullarındaki sınıflarda böyle yazılar okunuyormu? Bunu bir öğretmen den işitmek isterim.
www.muammertunahan.com
16 - 01 - 2009     14 : 50
Muhsin hocam Bozkır ile ilgili belge bulgu yazı resim olay hikaye velhasıl yararlı görklerimizi okuyucu ile paylaşmakistiyorum sonunda bunlar bir avşiv gibi birikip gelecek nesle aktarılmaktadır sizleri her yazıma gereken önemi verdiğinizi izliyorumşükranlarımı sunuyorum
Nuri YÜCEER Abimize
16 - 01 - 2009     14 : 48
Nuri Bey öncelikle size çok teşekkür ederim bizde sizleri takip ediyoruz menmun oluyoruz şahsen de tanışmak isterim saygı ve hürmetlerimle.... www.muammertunahan.com
ekrem kaya
16 - 01 - 2009     10 : 56
hocam. öncelikle size ve bu araştırmayı yapan prof.dr.Faruk SÜMER hocaya teşekkürlerimizi sunarım.kolaylıkla meydana gelebilecek bir yazı degildir.emegi geçen herkeze teşekkürler,ellerine sağlık.
muratti
16 - 01 - 2009     10 : 32
http://bozkir.net/Content-pid-5.html adresinde Sayın Ali Ulvi Ülker'in kitabından alınan bölümü okudum ve sizin yazdıklarınızla pek bi fark göremedim. Zaten var olan bilgileri ilk kez anlatıyor gibi neden yazdınız anlamadım Sayın Muammer Tunahan. Sanırım 2. kısım da http://bozkir.net/Content-pid-30.html bu bölümden olacak yada buna benzer bir yerden. Yinede teşekkürler. Elinize sağlık.
Veli UNCU
16 - 01 - 2009     10 : 13
Bu güne kadar Bozkır hakkında hiçbirşey bilmediğimin farkına vardım.Bu değerli bilgiler için teşekkür ederim.
Mustafa Alpaslan BÜYÜK
15 - 01 - 2009     23 : 57
Hocam çalışmanızdan dolayı teşekkür ederim. Yazınızda belirttiğiniz gibi "Bir topluluk, tarihine ve kültürüne sahip çıkarsa millet olur ve varlığını sürdürebilir." Çoğunlukla Bozkır'dan uzakta yaşayan insanlarımızın ve yeni yetişen kuşaklarımızın bu çalışmalara okumaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bozkırda çocukluk dönemini geçirmiş bir Bozkırlı olarak çocukluk dönemimizdeki yaşlılarımızdan sıklıkla duymuş olduğum "SIRISTAD" isminden günümüzde bahsedildiğini sanmıyorum. Ancak yöresel şarkılarımızda geçen bu ismi yazınızı okuyarak öğrenen gençlerimiz olduğunu tahmin ediyorum. Bu sebeple Bozkırımızın tarihiyle ilgili yapmış olduğunuz çalışmadan ötürü tekrar teşekkür ederim. Yazınızın diğer bölümlerinide takip edeceğim. Selam ve saygılarımı sunuyorum.
muhsin akan
15 - 01 - 2009     19 : 26
önemli bilgiler için teşekkürler hocam
Nuri Yüceer
15 - 01 - 2009     19 : 22
Emeğine yüreğine, kalemine saglık selamlar
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Site İstatistiği
 

Yazarlar

Sesleniş
Filiz KILINÇEL
PAZAR VE ÇÖP

Eğitim Köşesi
M.Emin KARABACAK
Neden “EVET” Demeliyiz?

EDEBİYAT KÖŞESİ
Harun ŞEKER
DERELİ, ANKARA MÜFTÜSÜ MUSTAFA ÇINAR (1933,_)

Kızıl Elma
Tuna DOĞAN
HALAMA

Memleket Rüzgarları
Muammer TUNAHAN
Kamuoyuna Açıklama

Arada bir
Cemal ÇALIŞKAN
26 ve 30 AĞUTOS ZAFERLERİMİZ

Misafir Gözüyle
Ali ERZİNCAN
Dünya kültür kenti İstanbul

Sibel'in Tarif Köşesi
Sibel ERZİNCAN
SODALI EKMEK

Anket
Aktif Anket Yok


 



www. bozkir postasi.com.tr | Tasarım & Programlama : www.grafikey.com | 2008