anasayfa | haber arşivi | künye | iletişim
Güncel
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Spor
Yaşam
Eğitim
Sağlık
Kültür Sanat
Bilim İnternet
Emlak
Otomobil
Çok Okunanlar

Son Yorumlananlar

Bu Hafta
Untitled Document
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muammer TUNAHAN
"Aşk ve Çileler" (Mona Rosa)
01 - 08 - 2008 bu yazı 1356 kez okunmuştur.


Aşk rahmani ve insani bir duygu olup, her insan zamanı gelince bu duyguyu yaşar. Hani derler ya 1. cemre havaya, 2. cemre suya, 3. cemre toprağa düşer, işte aşkta 4. Cemre gibidir sevenin yüreğine düşer ve onu alev alev yakar. Bu bağlam da "Aşk ve Çileler"(Mona Rosa) şiiri böyle bir duygunun en güzel tezahürüdür. Şiir, Türk edebiyatının en tanınmış akrostişlerinden birisidir. Şiir üzerine birçok hikâye anlatılmaktadır. Şiir dizelerinin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkaya”m" çıkar. Sezai Karakoç, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okurken Muazzez Akkaya isimli sınıf arkadaşına yazmıştır. Ona olan aşkını, “Ölüm Ve Çerçeveler”, “Pişmanlık Ve Çileler”, “Ve Mona Rosa” ve "Aşk ve Çileler" şiirleriyle haykırmıştır.
Şairin sevgiliye yabancı bir ad verilmesi çok ilginçtir. Ancak Rosa Latincede gül anlamı taşımaktadır. "Monna Rosa" başlığı, Leonardo da Vinci'nin meşhur Jokond portesini hatırlatır. Bilindiği gibi resmin diğer adı Mona Lisa'dır. Ancak bu şiirde onun eserlerine açık veya kapalı hiçbir gönderme yoktur. Belki de bu başlık Nazım Hikmet Verzanski'nin Jokond ile Si-Ya-U adlı eserinde Jokond'a sahip çıkmasına bir cevaptır. Nazım Hikmet Verzanski'nin Monna Lisa'sı destanın sonunda, Çin'deki sömürgeci vahşetine tanık olduktan sonra tarihsel maddeciliğe dönerken, Monna Rosa gizemci özlemin nesnesi olarak kalır.
Bu durum şair tarafından bir söyleşisinde şöyle izah edilir. "1952 baharına girerken 19 yaşında ve Mülkiye ikinci sınıftayım. Bir şiir üzerine çalışıyorum. Bu şiir gittikçe beni kendi dünyasına çekiyor. Yıllar, serbest şiir denen ölçüsüz, kafiyesiz şiirin zafer yılları. Orhan Veli akımı bir sel gibi edebiyatımızı kaplamış. Okul kitaplarında henüz Yahya Kemal'in saltanatı devam ediyor idiyse de piyasayı Orhan Veliciler istila etmeye başlamıştı. Yaşlılar, edebiyat fakültesi profesörleri, makalelerinde Yahya Kemal'den bahsediyorlardı, ama dergilerde gençler Orhan Veli ve arkadaşlarının açtığı çığırdan giderek tüm geleneksel şiir değerleriyle ilişkilerini kesmiş bulunuyorlardı. Şairanelik hor görülüyordu. Edebiyatımızın 'gül', 'bülbül' gibi mazmunları alay konusuydu. Bütün değerler yere serilmiş gibi gözüküyordu. Kadın; 'tak takıştır, sür sürüştür, muhallebiciye gel, piyasa vakti' çerçevesinde algılanıyordu. Ben hecede ısrar ediyordum. 'Gül' kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünüyordum hep. 'Mona Rosa böyle doğdu.”
Bu şiirde onurlu bir Anadolu çocuğunun, içine düştüğü ve kimselere itiraf edemediği imkânsız aşkın seviyeli bir şekilde dizelere dökülmüş hali vardır. Bizlerde bu duyguyu yaşadık. Hatta aynı Karakoç gibi sevgimizi kimselere açamadık hep yüreğimize gömdük. Sevdiklerine kavuşma özlemi çeken her genç gibi hasret zamanı "Aşk ve Çileler" (Mona Rosa) şiirini kendi kendime mırıldanarak sevgimi sessizce haykırırım.
Artık günümüzde böyle aşklar yerini birkaç aylık flörtlere, tatsız ayrılıklara, çocuğu yaşında ki erkeklerle doyumsuz azgın bir görüntü çizen reklâm birlikteliklerine ve vıcık vıcık şehvet kokan “ar damarı çatlamış” edepsizce sahnelere, en iyimser tarafıyla da bir başka boyuttan; “bordro” ve “mantık” evliliklerine bırakmıştır. Konuyu daha iyi anlatmak açısından bir örnek vererek izah etmek istiyorum: Evin erkek çocuğu üniversite 3–4. sınıfa geçer geçmez ev ahalisi okul hastane vs devlet dairesinde çalışan eş aramaya koyulmuştur. İster inanırsınız ister inanmazsınız benim görev yaptığım okula her hafta bu sebepten birçok ziyaretçi gelmektedir. Etrafımızda böyle birçok evliliğin ileriki yıllarda nasıl bir çıkmaza girdiğini sevgisiz bir ailenin hayatın tüm olumsuzluklarına karşı mukavemetini size bırakıyor ve bu tür “bordro evlilikleri” nin de boşanmaları tetiklediğini düşünüyorum.
Ben bu tür aşkların bittiğini düşünüyordum ki bu günlerde Bozkır da yakın arkadaş ve dostlarımı ziyaret esnasında uğradım bir yerde gördüğüm ve işittiğim kadarıyla bu tür seviyeli, şehvetten uzak, ayağa düşürmeden, köşe kapmaca oynamaksızın adam gibi sevgilerin mevcut olduğunu gördüm. Ziyaretinde bulunduğum arkadaş meslek hayatımın ilk öğrencilerimden birisiydi. Yukarıda anlatmış olduğum Mona Rosa’yı bu öğrencimin gözlerinin içinde gördüm. Tabi her dönemde olduğu gibi sevenine acı ve ızdırap sunan bir “Mona Rosa”(!).
Yazıya yüreği Allah ve insan sevgisiyle dolu tüm âşıklar için “Mona Rosa” şiirlerini sunuyorum sevginizi tazelersiniz.

muammertunahan@hotmail.com

MONA ROSA

I. Aşk ve Çileler

Mona Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah... senin yüzünden kana batacak
Mona Rosa, siyah güller, ak güller.

Ulur ay'a karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Rosa, bugün bende bir hal var
Yağmur iri iri düşer toprağa
Ulur Ay'a karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek;
Mona Rosa seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Rosa ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan...
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların.

Zaman çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar gelsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları
Konarlar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kiminin sarı
Ah... beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar... su kenarında
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler , o kokulu ten,
Cevap versin, bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı geceye güne
Altın bilezikler , o kokulu ten.

Mona Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah... senin yüzünden kana batacak
Mona Rosa, siyah güller, ak güller


II. Ölüm Ve Çerçeveler

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Garip bir yolculuk, tren ve Geyve
Bir hançer bölüyor, ah... rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el: ve, ve, ve...

Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Gece kar yağacak sabaha kadar
Toprakta et, kemik çatırtıları...
Yarı ölüleri bir korku tutar,
Değince bir taşa kafa tasları,
-Ölüler ki yalnız tırnakları var,
Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı,
Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları,
Sızıyor bir kapı aralığından,
Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Açıyor elini göğe bir kadın
Uzuyor, uzuyor altın saçları
Uğrunda ölünen güzel kızların

Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Çocuklara açar mağaraları
Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler
İlân-ı aşktan dil balıkları
Aşina suları çabuk terkeder.

Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Bakıyor ateşe, küle böcekler.
Köpekler parçalar kanaryaları
Mektupları bir boz ağaç kurdu yer
Baykuşlar ötüyor harabelerde
Yanıyor lambalar hafif ve sarı.

Bir kaza kurşunudur her yerde
Süvarisiz şaha kalkan atları
Bir ruhun ışığı vardır göklerde
Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Ötüyor baykuşlar harabelerde.

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer
Bekledi arzuyla karanlıkları
Anneler, babalar, erkek kardeşler:
Tâ içinden duyar ani bir ağrı
Bir hüzün şarkısı tutturur gider
Anneler, babalar, erkek kardeşler...

Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş
Bir neşe şarkısı tutturur gider
Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş
Kurşunlar sıkılır göklere doğru
Serçe yavruları havada titrer

Lambalar yanıyor hafif ve sarı...
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
İnce yelkenleri alıyor yeller
Titretir kalpleri ve bayrakları
Gemiden toprağa uzanan eller...

Lambalar yanıyor hafif ve sarı
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gizli hazineler, su yılanları...
İnce yelkenleri alıyor yeller
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Beyaz pelerinli hür tayfaları
Kendine bağlar siyah kediler
Titriyor gönüller ve kara bayrak
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gemiden toprağa uzanan eller
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı
Garip bir yolculuk, tren ve Geyve
Bir hançer bölüyor, ah... rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el: ve, ve, ve...


III. Pişmanlık Ve Çileler

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür;
Bir odun parçası aydınlatır ocağı,
Annesi ateşin önünde perişan,
Annesi ateşin içinde hür,
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.
Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır,
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
Kalbimi bin parçaya böldü bir divane sır
Sesi geliyor sesi günahkar çocukların
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.

Benim de boyum ufak, onun da ufaktı.
Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu,
Onun bu ocakta yanan toprağı
Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı
Benim de boyum ufak, onun da ufaktı.
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara
Annesinin başı ellerinin arasında
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük
Bir fotoğraf asılıdır duvarda.
Aynaya, geceye, maziye dönük
Annesinin başı ellerinin arasında

Bir tüfeğin burnu havadadır
Ateş almak üzeredir mermisiz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz
Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz.

Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim.
Neyleyim. göğsümü Karadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş
Annemden ilk sütü Geyve'den içtim.
Ankara'ya, Çataldağ'a bir zindandan gün vurmuş
Az kalsın yerine ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların.

Kediler halıları parçalıyor
Kırmızı bir ışık düşüyor yere
Annenin dizinde derman yok
Annenin kafası iki parçadır...
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
Rüzgâr hükmedemiyor incecik perdeler,

Kediler halıları parçalıyor
Ateşte sarı gül açar saksılar,
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor
Kulağıma garip sesler geliyor.
Kuş yumurtasından çıkan insanlar,
Ahırda bir ata eğer oluyor;
Kulağıma garip sesler geliyor.

Ben bir şarkı ben bir türküyüm,
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm;
Beni bir Aziz'in nefesi uçurur,
Kalbimde Allah'ın elleri durur.
Cici ayaklarım iplikle bağlı,
Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim,
Ben bir Aziz'in hasreti
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.

Benim gözlerim yeşildir, evet evet onun gözleri kara,
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

Ocak sönüyor, ateş kül oluyor
Annesinin saçları beyaz,
Annesi saçlarını yolmuş.
Ateşin içinde gül açılmış,
Selvi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür,
Ocak sönüyor ateş kül oluyor,
Annesi ruhunda ruhuma eğiliyor.

Sineklerin kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak
Kadınlar sansa da yaşadığını
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak
Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır
Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır.

Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar
Hatıralarımı birer birer yakacağım
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım
Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım.

Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz
Artık ben gideceğim atım kişniyor
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor.

Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz
Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam
Benim gözlerim yeşildir, ah... onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.


IV. Ve Mona Rosa

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakâr balıklara,
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgâra,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara.

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktığı parmaklar ince uzun
Günahkâr toprağıma saçından bir tel düştü,
Sana ne olmuş Rosa bir derde tutulmuşsun
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar
Öyleyse şu şapkayı atıyorum ırmağa.

Bu kokuyu erkekler kediler gibi alır.
Ve kediler her gece sürünür yastıklara
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır
Satılmayan çiçekler zehirili ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim,
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
İtimat edeceğim bu belâlı yağmura
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.


Ve yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
Sana da Mona Rosa taş bebeği bıraktık
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi
Ve yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık

Bir tren ışığına güneşe çekmek seni
Ve bir şiir yaratmak ruhunda Geyve diye
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen bu bitmeyen şarkıya
Bir tren ışığına güneşe çekmek seni.
Sana tavus kuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

İçime girdiğini tüyümü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

İçimde tavusların birbir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını,
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

Sezai KARAKOÇ



Bu yazıya toplam (35) yorum eklenmiştir.
Taha PARLAK
20 - 09 - 2008     13 : 32
bende Emine DOLAPCI nın dediklerine katılıyorum parlak145@hotmail.com
SAMET YATIRTMACI
28 - 08 - 2008     11 : 40
RİCA EDERİM HOCAM NE DEMEK O SİZİN KENDİ GÜZELLİĞİNİZ
Figen'e
21 - 08 - 2008     16 : 13
değerli yeğenim seni yaklaşık 15 yıldır görmüyorum buraya bıraktığın bu sımsıcak kısacık yorumun beni çok mutlu etti kuasadasındaki tüm bozkırlılara ve ayrıca dayıma selamlar
Muammer TUNAHAN
21 - 08 - 2008     16 : 11
usta ve samet kardeş çok teşekkür ederim o sizin güzel duygularınız
usta
17 - 08 - 2008     16 : 12
kardeş müthiş bir dille anlatmışsın derin bir sevgiyi yaşayarak ifade etmişsin sagol tebrikler
Figen
16 - 08 - 2008     09 : 04
Sunumuzun çok iyiydi. Ben hep Mona Rosayı merak etmişimdir. Sizin anlattıklarınızla daha çok aydınlandım teşekkür ederim. Başarılarınızın devamını dilerim. Ayrıca bunu tuttuğum şiir defterime yazıcam. Saygılar
SAMET YATIRTMACI
14 - 08 - 2008     11 : 32
Hasret prangası vurulmuş yüreğime / Dipsiz bir kuyudayım sensiz / Gözlerim nemli bakıyor / Buğulu pencerelerde :/// Özlem bile güzel özlenen sen olunca / Sevda çiçekleri bile solmuş / Bükmüş boynunu / Yardan candan senden uzak olunca /// Gündüzlerim gece sanki / Yaz sıcağı karlı kış / O simsiyah gözler var ya o ne manalı bakış / Vurdu beni tam kalbimden / Uzak diyarlardayım sensiz / İçimde bin çığlık bin HAYKIRIŞ //// SAMET YATIRTMACI //// 01/01/2008
Muammer TUNAHAN
13 - 08 - 2008     15 : 23
ahmet, çatlı , foto Lider ve hamdi ilginiz için sagolun
Ahmet
12 - 08 - 2008     20 : 45
hocam lisede bu şiir ödevimdi ozaman zor bulmuştum hikayesini duymuştum ama siz çok iyi bir yorumla güzel bir sunum yapmışsınız
Çatlı
12 - 08 - 2008     19 : 53
hocam yazınız çok güzelmiş teşekkür ederim
foto lider
12 - 08 - 2008     13 : 04
hocam bu yazı çok şahene olmuş eline yüreğine kalemine sağlık
Hamdi
12 - 08 - 2008     11 : 47
Hocam çok güzel bir yazı teşekkür ederim
Murat'a
11 - 08 - 2008     20 : 01
Muratbey ben teşekkür ederim sagolunuz
Murat
11 - 08 - 2008     16 : 30
HOcam tebrik ederim . YAzınız Çok güzel bir makale olmuş. Tekrar Tebrik ediyorum .Yazılarınızın devamını bekliyorum .
Muammer TUNAHAN
11 - 08 - 2008     13 : 56
şehirli ve Çiğdem çok teşekkür ederim sağolunuz
çiğdem
10 - 08 - 2008     18 : 44
hocam yazınız çok güzel olmuş. kimi kişiler duygularını kaleme döküyor ama bazı kişiler bunları yapamıyorlar. yazınız çok güzel olmuş hocam. ellerinize,gönlünüze saglık. bu yazınız duygularını anlatamayanlar için olsun hocam. sagolun hocam bizimle yazılarınızı paylaştıgınız için
şehirli
10 - 08 - 2008     17 : 42
muhteşem bir aşk muhteşem bir snum muhteşem bir son
Arkadaşım atilla'ya
09 - 08 - 2008     18 : 26
ya gerçekten bende sizinle görüşmeyi çok isterdim ama nasip olmadı ben sizin her yorumunuzla babanız VEZİRİN KERİMİ hatırlıyorum inan babanızı çok severdim o çok değerli bir sanatkardı allah rahmet etsin
Hacı'ya
09 - 08 - 2008     18 : 24
hacı bey yazılarımla sizlere layık olmaya gayret ediyorum sagolunuz
Muammer TUNAHAN
09 - 08 - 2008     18 : 23
Emine ve merve kızıma değerli gençler gerçekten halis duygularınızı yorum olarak sunmuşsunuz siz bu düzgün duruşunuzu açık sölülüğünüzü aman hiç bozmayınız sevgi konusunuda ciddi ve seviyeli bir şekilde düşününüz bu yazımda gerçek sevginin ve sevdanın ip uçları vardı görüyorum ki o ip uçlarını alğılamışsınız iyi tatiller sevgi yüreğinizden eksik olmasın
atila deniz
07 - 08 - 2008     15 : 43
degerli arkadaşım yüregine kalemine saglık deyim yerindeyse leziz bir yazı olmuş bir çok insanın duygularını yansıtıyor bir çok kişinin hislerini kaleme almışınız teşekkürler devamını bekliyoruz hep beraber,bu arada nasip olmadı görüşmek köyde selamını aldım annemden ben yayladaydım aramışın sagolasın şu an izmirdeyim hahta sonu kuşadasına döncem görüşmek üzere tüm hemşehrilerime saygılar.
hacı
06 - 08 - 2008     15 : 37
bu konuda bir çok hikaye duymuştum ama bu konuyu anlatan en güzel yazı olduğunuda söylemek istiyorum hocam yazınız güzel bazen bu şekilde okkalı yazılarınızı arkadaşlar ssöylüyor inan çok güzel olmuş tebrikler
MERVE ACAR
06 - 08 - 2008     13 : 21
Hocam gerçekten çok içten okudum yazınızı... elinize yüreğinize sağlık... AŞK bir insanı umutsuzluğa düştüğü anda bulunduğu kuyudan çıkarması, sana hayat vermesi gibi... devamı dileğiyle
Halil SEZGİNER'e
05 - 08 - 2008     16 : 29
Değerli hocam yazın bu sıcağın altında zaman ayırarak yazıma gereken önemi verip okumanız beni çok mutlu etti yazılarımda en iyi şekilde ifade etmek için çok caba sarfgediyorum ancak bazen çok hata yaptığım oluyor insanlık hali bu yazıyı yaşayarak yazdımğımı bilmeni isterim Muammer TUNAHAN
Emine DOLAPÇI
04 - 08 - 2008     12 : 59
Hocam öncelikle kendimi size tanıtayım ; ben ortaokuldan öğrenciniz daha doğrusu eski bir öğrenciniz Emine DOLAPÇI. Ben de şu an lise 3. sınıftayım ve edebiyat bölümündeyim edebiyat benim için bir gıda gibidir hani insan için yemek neyse su neyse benim için de edebiyat aslında bizler için de edebiyat öyle bir gıdadır yemek ve su bedenin gıdası edebiyat ise ruhun gıdasıdır evet şu bir gerçek ki şimdilerde böyle aşklar kalmamıştr ama bu bilhassa teknoloji yüzünden olmuştur çünkü eskilerde cep telefonu ve bilgisayarlar yoktu herşey çok taze gibiydi teknoloji bir bakımdan iyidir ama bir bakımdan insanları da birbirinden uzaklaştırır o zamanlar aşıklar birbirlerine internetten konuşmaz veya telefonla konuşmazdı birbirlerine mesela yolda giderlerken kaş göz hareketi yapıp tenhada bir yerlerde buluşurlardı ama şimdi öyle mi? Ne yazık ki günümüzde farklı bir konumdayız şimdi gençler bir mesajla şuraya gel seni bekliyorum buraya gel ben de burdayım gibisinden çağrım yapıyorlar eskiden teknoloji yokken insanlar birbirleriyle sohbet ederlerdi herşey insan eliyle olurdu birlikten kuvvet doğardı şimdi teknoloji şartlarıyla ne sohbetler artık sohbet biçiminde ne de aşklar artık aşk biçiminde... Şayet kendi adıma konuşacağım eski zamanlarda yaşamayı çok isterdim şimdi o eski aşk kitaplarını okuyorum da inanın her satırında ağlıyorum aklımdan şu düşünceler geçiyor şimdi ki insanoğlu o eski aşıkların kesip attığı tırnak bile olamaz diyorum yanlış anlamayın ama buna kendim de dahilimdir iyi günler yazdığım yazıda bir kusurum olmuşsa affola kardeşlerim...
Halil SEZGİNER
03 - 08 - 2008     22 : 07
Muammer Bey İlk olarak yazınızı edebi açıdan çok dikkate değer bulduğumu ve bir kaç kez baştan sona okuduğumu belirtmek isterim.Bundan sonraki yazılarınızda da aynı ruh inceliğini göreceğimden en ufak bir tereddütüm olmadığını söyleyebilirim. Çalışmalarınızda başarılar diler saygılarımı sunarım. Halil SEZGİNER Türk Edebiyatı Öğretmeni
sevdalı bir yürek
03 - 08 - 2008     17 : 05
bu şiir benim iç dünyamı aydınlattı hep böylemidir sevdalar
Ekrem Kaya 'ya
03 - 08 - 2008     16 : 36
Abi her gün tv lerde seyrettiğimiz iki sanatçı(!) çocuğu yaşında körpe çocuklarla evlenip boşanması vede kadın değil sanki BİLBORD reklam panosu gibi onlara yapışan meşhur oluyor geride yetişen gençlerde onu aşk sannedim bu tür sapıklıklara özeniyor
ekrem kaya
02 - 08 - 2008     13 : 10
evet hocam şimdilerde aşk meşk yok herşey maddiyat olmuş.bizim bu sahillerde çok görülüyor aslan gibi delikanlı kolunda buruş buruş olmuş anası yaşında, bunlar sevgiliymiş.allah sonunu hayır eylesin inşallah.
Muammer TUNAHAN
02 - 08 - 2008     12 : 24
MNehmet Başaran abimiz hayata karşı sevgi dolu karalı bir insan bu duygularını bir yazıya dökse inanınız çok ibretlik olacağını düşünüyorum bir ara biraz anlattı sonra bir müşteri geldi dükkana tamam sonra iştahı kaçtı okdara hevesimizde kaldı devamını bekliyoruz
Sevmek Yalın Kılınçtır
02 - 08 - 2008     12 : 22
evet kadir sevmek yalın kılınçtır kabına hiç sığmaz
Ali kardeşe
02 - 08 - 2008     12 : 21
Aliciğim piyasada sevgi diye sunulan çorap değiştirir gibi değiştirip duranlar bu yaptığı fuhşu aşk diye sunmazlarmı asbım işte onlara bozuluyor.
Mehmet BAŞARAN
01 - 08 - 2008     18 : 14
TEŞEKKÜRLER HOCAM ELİNE YÜREGİNE SAGLIK BÜTÜN AŞKINI SÖYLEMEYNLERE HİTAF OLUNUR
kadir AKKAŞ
01 - 08 - 2008     17 : 58
hocam bu yazı tam beni anlatıorr aşk hiç bitmez hocamm benim gibi kalp ten yürekten sereflice sevenler olduktan sonraa ve aşk die bişey var ben buna inanıorumm ve bu yazıyı bizlere sunduğunuz için size şükranlarımı sunarak ellerinizden öpüorum elinize sağlıkk sağlıcak la kalın hocam ..
ali
01 - 08 - 2008     16 : 53
hocam bize aşkın nedemek olduğunu aktarmışsınız eskilere bir dönüş yaptık günümüzü gördük herşey madde ile ifadeedilmez bazen insanı ters köşe yapıyorsunuz bu yazıyı sizden beklemzdim
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Site İstatistiği
 

Yazarlar

Sesleniş
Filiz KILINÇEL
PAZAR VE ÇÖP

Eğitim Köşesi
M.Emin KARABACAK
Neden “EVET” Demeliyiz?

EDEBİYAT KÖŞESİ
Harun ŞEKER
DERELİ, ANKARA MÜFTÜSÜ MUSTAFA ÇINAR (1933,_)

Kızıl Elma
Tuna DOĞAN
HALAMA

Memleket Rüzgarları
Muammer TUNAHAN
Kamuoyuna Açıklama

Arada bir
Cemal ÇALIŞKAN
26 ve 30 AĞUTOS ZAFERLERİMİZ

Misafir Gözüyle
Ali ERZİNCAN
Dünya kültür kenti İstanbul

Sibel'in Tarif Köşesi
Sibel ERZİNCAN
SODALI EKMEK

Anket
Aktif Anket Yok


 



www. bozkir postasi.com.tr | Tasarım & Programlama : www.grafikey.com | 2008