18 -
07 -
2008 bu yazı 1239 kez okunmuştur.
Sayın Tunahan Hocam yazılarınızı sürekli takip ediyorum özellikle en son yazmış olduğun “şeker ağacı” yazını çok ama çok beğenerek okudum. Siz ne kadar şeker ağacı dikerseniz dikiniz görüyorum ki birileri de sürekli olarak çöğür dikeni ekmektedir.
Hocam! Son aylarda haber seyretmek adeta işkenceye dönüşmekte ve yapılan haberlerin hemen hemen çoğunluğu yönlendirme ve kurgudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Yıllardır televizyon ve gazetelerde kendilerini belirli çizgide gösteren yazar, programcı, sunucu, yorumcu ve siyaset adamlarının bukalemun gibi renk değiştirmesine şahit oluyoruz. İnanınız bunları tanımakta zorlanıyorum. Acaba diyorum bunların hafızalarımı zayıf, yoksa karakterlerine “dün dündür bu gün bugündür” felsefesi mi hakim. Bunları birçok örnek ile sıralayabilirim.
•Bundan 7–8 yıl evvel Susurluk konusunda sürekli bir dakikalık ışık söndürme eylemlerini aktarıp bugün tam tersi haber sunan önemli yorumcularımız varsa?
•Bir başka konu yıllardır demokrasi kahramanı olarak takdim edilen ve kendilerini sürekli olarak Demokrat Parti’nin avukatlığına soyunan şimdilerde müdahale yanlısı tavır sergileyen siyaset eskilerimiz varsa?
•Partisine ilk kez genel başkan olduğu zaman mevcut anayasayı darbe ürünü olmakla eleştirerek Anayasa taslağı hazırlatan, bu gün ise Anayasayı değiştirme fikri ortaya atıldığı zaman mevcut Anayasayı sonuna kadar savunan liderlerimiz varsa?
•Kayıp trilyon davasından hükümlü eski bir Başbakanın hastane ve mahkeme koridorlarındaki pozisyonunu sürekli haber konusu yapıp bir başka kayıp trilyonun izini süremeyen medyamız varsa?
•Son on yıldır ülkemiz belirli aralıklarla anlamsız tartışmalara sokulup piyasaları allak bullak ederek borsa oynayanlarımız varsa?
•Filmlerinde Doğu ve Güneydoğu’daki ağalık düzenini eleştirerek kişi ve kadın hakları konusunu işleyen ve bir programda “Benim oyum dağdaki bir çobanla nasıl eşit olur” diye bilme cüretini kendinde bulan sözde aydın(!) sanatçımız(!) varsa?
•Daha kullanılan oyların mürekkebi kurumadan daha kazananların meşruiyeti tartışma konusu yapan, her yenilgi sonucunda dönüp “ben nerde yanlış yaptım” diye sormak yerine “vatandaş yine yanlış seçim yapmıştır” diyerek suçu vatandaşa atan gözde(!) siyasetçilerimiz varsa?
•Darbelerden konu açıldığı zaman darbelerin kendi camialarına verdiği zararlara göre tasnifini yapan sözde demokrat ve sosyal demokrat siyasilerimiz varsa?
•Bilim ve teknoloji üretmek yerine kavga ve tartışma konusu üreten ülkemizin büyük (!) dünya sıralamasında ilk 500 de ismi dahi geçmeyen üniversitelerimiz varsa?
•İşine gelmeyen konularda karar alan veya karar vermesi beklenen kurum, kurul ve kişileri habercilik adına hedef gösteren basınımız varsa?
Millet olarak yapacağımız çok şey var demektir.
Ünlü eğitimcimiz Farabi’ye göre kişinin üç öğretmeni vardır. Bunlardan birincisi, ailesi, ikincisi okuldaki öğretmeni ve üçüncüsü ise toplumdaki ileri gelenleri bir başka deyişle kanaat önderleridir. Bu açıdan bakılırsa yukarıda tanımlamaya çalıştığım toplumu yönlendiren kanaat önderlerinin olduğu bir toplumun sağlıklı nesiller yetiştirmesi adeta imkânsızdır.
Şöyle sırada bir gencimizi çağırıp onlara; dürüstlük, erdem, doğruluk, demokrasi, insan hakları ve eşitliği sorsak acaba nasıl cevaplar alırız? Bu manzaraya uygun bir şarkı seçsek en uygunu herhalde Müslüm Babadan “Aynada baktığım yüze küskünüm” olurdu.
Sonuç olarak topluma çözüm sunmak konumunda olanlar için, çözüm aranıyorsa ve her kargaşa içinde geçen birkaç yıl sonra çok önemli krizler yaşanıyorsa, Bu gün yine felaket kapıdadır.
Çok değerli bir okuyucumdan gelen yorumu sizlerle paylaşmak istedim.
muammertunahan@hotmail.com