anasayfa | haber arşivi | künye | iletişim
Güncel
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Spor
Yaşam
Eğitim
Sağlık
Kültür Sanat
Bilim İnternet
Emlak
Otomobil
Çok Okunanlar

Son Yorumlananlar

Bu Hafta
Untitled Document
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muammer TUNAHAN
“Dilde, Fikirde, İşde Birlik”
20 - 06 - 2008 bu yazı 865 kez okunmuştur.

İşte bu söz, bütün Türk dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerinden olan Gaspıralı İsmail Bey (1851 - 1914) tarafından 10 Nisan 1883 yılında Kırım Bahçesaray'da çıkardığı Tercüman gazetesinin sloganıdır. Bu yazımda “Dilde Birlik” üzerinde durmak istiyorum.

Gazetesindeki “Tercüman” başlık yazısının altında kullandığı “Dilde, Fikirde, İşde Birlik” sloganına uygun olarak Gaspıralı, ancak bu üç alanda birliğin sağlanmasından sonradır ki Türk Dünyasının özgürlük ve çağdaşlığa kavuşacağına inanıyordu. Bu üç olgudan en önemli basamak “Dilde Birlik” olduğu için o da bu konuyu öncelikli ele almıştır. İstanbul’un en büyük gazetelerinden “İkdam”da (27 Haziran 1914, No. 6245) yayınlanan söyleşisinde, Rusya Türklerinde Türklük bilincinin oluşmasının siyasal sınır tanımazlığını şu cümlelerle ifade ediyordu: “Eğer Türkler (Osmanlı Türkleri) lisanlarını biraz daha sadeleştirmiş, kıraet ve imlâyı (okuma ve yazmayı) teshil edecek (kolaylaştıracak) surette huruf-u savtiyeyi (sesli harfleri) istimal etmeğe (kullanmaya) başlamış olsalardı, beş altı seneye kadar Rusya müslümanlarile lisanları suret-i kat’iyede birleşmiş olurdu. Bundan husule gelecek faydaları izaha hacet yoktur sanırım”.

Gaspıralı İsmail Bey Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını sürekli savundu. Onun "Dilde, fikirde,işte birlik" sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir.

Turanî imzası ve “Türk Dilinin Vazife-i Medeniyesi” başlığı ile iktibas edilen makalenin girişinde şu bilgilere yer verilmektedir. “Bir Türk edibi diyor ki, Arab’ın dili din ve mezheb dili oldu. Türk dili ise medeniyet-i cedide (yeni uygarlık) dili oluyor... Bu sözü biraz ıslah edelim: Arab dili din ve mezheb dili oldu. Fars dili şiir ve edep dili oldu. Türk dili ise devr-i cedid için terakki ve medeniyet dili oluyor. Bu hem zamanın hem mekânın ihtiyacındandır. Zamanca İslâm medeniyetinin üçüncü devri, yani son devri başlıca Türk tarihinden ibaret olduğu gibi, mekânca dahi dünya yuvarlağı üzerinde Türk dilinden daha yayılmış bir dil yoktur. Uzunlamasına, Mançurya’dan ve Sibirya’nın Uzak Doğu kuzeyinde akan LENA nehri sahilinden başlayıp, Altay, Karakurum, Pamir, Hindikuş, Kafkas, Kırım dağlarından geçerek Balkan dağlarının batısının sonuna kadar; genişlemesine, Ural dağlarının kuzey son noktasından, Afrika’nın Büyük Sahrası’na kadar olan yerlerde oturan ahalinin büyük kısmı Türk Dili ile konuşurlar.”

Osmanlı, bünyesinde çeşitli milletler barındırıken; Türkiye Cumhuriyeti Milli bir devlet anlayışıyla kurulmuştur. Atatürk bu konuları hasasiyetle uygulamış sonra gelen iktidarlar zaman zaman söylemleri ile uygulamaları ters düşmüştür.

Milli Bayramlarda stadyumlara asılan dövizlerin üzerine “Tek millet, tek parti, tek şef” yazarken, zamanında Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerde büyük oranda MARKSİST Öğretim üyeleri ile doldurulduğunu H. Nihal ATSIZ, ORHUN isimli dergisinden başbakan Şükrü Saraçoğlu’na açık mektup yazarak dile getiriyordu.

Ne olduysa ondan sonra olmuş ve Nihal Atsız, Z.Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nejdet Sancar, Dr. Fethi Tevetoğlu, Muzaffer Eriş, Hasan Ferit Cansever, Reha Oğuz Türkkan, Yusuf Kadıgil, Zeki Özgür Sofuoğlu, Hamza Sadi Özbek, İsmet Rasim Tümtürk, Fehiman Altın, Fazıl Hisarcıklı, Cemal Oğuz Öcal, Cebbal Şenel, Nurullah Barıman, Saim Bayrak, Sait Bilgiç, Cihat Savaşfer, Hikmet Tanyu, Orhan Şaik Gökyay ve Hüseyin Namık Orkun tutuklanıp büyük işkencelerden geçirilmiş hatta TABUTLUK denilen işkence hanelerden geçirilmiş ve dava 3Mayıs 1947'de beraatle sonuçlanmıştır.

Ne tecellidir ki Milli esaslarla kurulmuş bir ülke Milliyetçi düşünen gençlerine akıl almaz işkencelere tabi tutularak bastırılmaya çalışılmıştır. Gençlere bunu reva görenler bundan sonra asıl politikalarını açık açık söylemekten de çekinmemişlerdir. Aynı yöneticilere Türkiye’nin dışında yaşayan Türkler hatırlatıldığında onları yok sayarak 1990 yıllara kadar gelinmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla memleketimizde önemli yerlerde bulunan MARKSİSTLER Türkiye’den başka yerde Türk yok diye sunduğu tezler ve Türkiye’ye örnek model sunduğu MARKSİST SAVları çürümüş ve akabinde Türk Dünyası yeni Türk Devletleri, Özerk Cumhuriyetler ve muhtar topluluklarla tanışmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin günü kurtarma telaşları ve basiretsiz politikaları gelişen yeni pozisyona hazırlıksız yakalanmamıza sebep olmuştur. Bu ülkelerle ilişkilerimiz Türk Dünyası ve Türk Toplulukları Kongreleri ile “örs üzerinde demir dövmekten” ve “Adriyatik’ten Çin Setti’ne” sloganlarından öteye gitmemiştir. İlişkilerimiz zamanımızın gerçekleriyle başarılı sayılamaz. Bu saydıklarım dışında bir tek istisna var oda: Türkçe Olimpiyatları’dır.

Anadolunun Türk ve Müslümanlaştırılmasında önemli bir yeri olan Hoca Ahmet Yesevi ve ALPERENLERİ gibi kendini eğitime adamış ülke sevdalısı bir gurup insan; Güzel Türkçemizi dünyada hak ettiği konuma getirmek, dilimizin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve Türkçeyi en iyi öğrenenleri ödüllendirmek amacıyla 2003 yılında17 ülke katılmıyla başlayan “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları” 2008 yılında da 110 ülke 550 öğrenci katılmıyla zirveye çıkmıştır. Hatta bu öğrenciler Konya’ya da gelerek şehrimizi şereflendirmiştir.

Bizim de öğrencilik yıllarımızda arkadaş gurubumuzla beraber Orta Asya Türk Devletlerinden gelen öğrencilerimiz ile dostluk ve kardeşlik üzerine çalışmalarımız olmuş ancak uzun soluklu bir faaliyet gerçekleştiremedik. Bu faaliyetleri sürekli ve dahada büyüterek yürüten kişileri yaptığı muazzam işlerden dolayı tebrik ediyor destek olanlara şükranlarımı sunuyorum.

Sonuç olarak: 1883 yılında Gaspıralı İsmail Bey ile yakılan “Dilde Birlik” ateşi tüm dünyayı sarmaktadır.

“Dilde, Fikirde, İşde Birlik ülküsü’nün” gerçek olduğu bir dünya dileğiyle.

muammertunahan@hotmail.com

Bu yazıya toplam (19) yorum eklenmiştir.
Muammer TUNAHAN
19 - 07 - 2008     13 : 03
Kadir koçum çok teşekkür ederim
KADİR AKKAŞ (KADİRCİX) :)))
18 - 07 - 2008     11 : 26
HOCAMM SİZE İLK ÖNCE ŞUNU SÖYLEMEK İSTERİM SÜPER Bİ KONU ÜZERİNE DEYİNMİŞSİNİZZ ÇOK TEBRİK EDİOR VE ELLERİNİZDEN ÖPÜORUM VE BİZE SUNMUŞ OLDUĞUNUZ YAZILARIN DEVAMINI BEKLİYEREK TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUMM ..
Muammer TUNAHAN
30 - 06 - 2008     10 : 16
Hocam ben her zaman sizin yanıbaşınızdayım değerli vaktinin birazınıda bana ayırdığınız için size şükranlarımı sunuyorum
mustafa çayır
27 - 06 - 2008     20 : 56
TUNAHAN YAZINDN DOLAYI SENİ TEBRİK EDER YANIMDA GÖRMEK İSTERİM
Sayın Yılmaz Yalçın Bey
27 - 06 - 2008     12 : 28
Osmanlı dedinde bende biriki ilave yapayım bazıları Osmanlıyı olduğundan büyük bazılarıda yok saymak istiyorbu hususta objektif olmak gerek tarihi konuları aktarırken ideoloji penceresinden bakmamak gerek olduğunu düşünüyorum. sizede katkı ve değerli yorumlarınızdan dolayı çok teşekkür ederim.
Muammer Tunahan
27 - 06 - 2008     12 : 25
değerli Bozkırlı ve Muhsin bey ben teşekkür ederim sonuç olarak "Türkçe benim ses bayrağımdır" diyorum
YILMAZ YALÇIN
26 - 06 - 2008     17 : 02
Selamünaleyküm Muammer Bey ! Bu gün sanayide idim. birisi ile karşılaştım. konu konuyu açtı derken mevzu Osmanlı'ya geldi. adam Osmanlının kıtalara arası hakimiyetini eleştiriyordu. Yemen' de ne işlimiz var diye.Bu kişi nin dünya görüşü ve maksadı malum. Ben de kendisine bu gün afganistan da birliğimiz var o zamanda Yemen de olmuş dedim.Tabiki Osmanlı'nın amacı İslam Dini'ni dünya ya yamaktı. Dil olimpiyatlarınin da maksadı islamı, Türk dili ve kültürünü dünyaya yaymak.Allah vesile olan ve emeği geçenlerden razı olsun. Ayrıca milli takım futbolcularını da kutluyorum. Görülüyor ki Avrupalılar' da halen haclı zihniyeti devam ediyor.Futbolcuları yendik ama hakemleri yenemedik. Ama Türk' ün gücü birkez daha teyit edildi. Allah ın inayetiyle şu darbe girişimi de atlatılıp Türkiye huzur ve istakrarı yeniden yakalayacaktır. "Ümitvar olunuz şu istikbal inkılabatı içinde en gür seda İslam'ın sedası olacaktır.(Bediüzzaman)" Gerçekleri yazan kalemlere ihtiyaç var. Alallah'a emanet ol.
DAYI'ya
26 - 06 - 2008     11 : 44
DAYI çok teşkkür ederim yorumunuzda belirtmiş olduğunuz kişive onlar gibi kişileri nefretle kınıyorum onlarında bu krıtik gündemde proğrama çıkarılmasını manidar buluyorum
muhsin akan
25 - 06 - 2008     19 : 55
teşekkürler hocam yine herzamanki gibi yine önemli konulara deyinmişsin gündemi tutuyorsun teşekkürler
TUNCER
25 - 06 - 2008     17 : 45
Sn Bozkırlı, devlet politikası devamlı bir şekilde, global değişimler ve paralelinde ülkenin menfaatleri göz önüne alınarak sık sık yenilenmelidir; sizinle hemfikirim. AB her ne kadar devlet politikası ise de hükümetler pazarlık ve girişimleri yürüttükleri için bir yerde ister istemez hükümet tasarrufu da olmaktadır. Hatırlanacağı gibi ilk defa Sn Başbakanımız AB ile görüşmeye gittiğinde muhalefetin de görüşü alınsaydı yada beraber gidilseydi ki bu çok söylendi... Daha kazançlı olarak dönülecek, bu kadar taviz de verilmeyecekti. Hırvatistanın hemen yakında AB topluluğuna alınacak olması, bizden önce Bulgaristanın alınması, Romanyanın alınması ve bizim yolumuzun 50 yıldır sürüyor olması ve hatta Fransa ile Avusturyanın devam eden itirazları bu işin çarpıklığını ortaya koymaktadır. AB nin Türkiyeden istekleri bitmediği gibi ne kadar verilirse bir o kadar da isteklerinin arttığı ortadadır. Kıbrıs için referandum süreci ve sonuçta tutulmayan vaadlerini hepimiz net olarak biliyoruz. Kaldı ki ilk görüşmelerde Kıbrıs konusunda verilen tavizler Türk Ulusuna açıklanmazken, Türk Ulusunun bu açıklamayı İtalya Başbakanı Berlusconi den duyması üzüntü vericidir...Bir veya iki gün önce ABD bir açıklama daha yaptı: AKP nin kapatılması Amerikan çıkarlarına ters düşer, aykırıdır denildi. Çok manidardır...Sovietlerin dağılmasıyla bugün dünyada 3 kutuplaşma oluştuğu bir gerçektir. ABD-AB ve başı Çin in çektiği uzakdoğu. Türkiyenin AB den vazgeçip uzakdoğu ya dönmesi Avrupa, Ortadoğu ve hatta dünyada tüm değer ve hesapları, özellikle Emperyal ABD nin hesaplarını altüst edecektir. Bu nedenle bu iki oluşum (AB-ABD) böyle bir gelişmeye izin vermez. Tümüyle bu iki oluşuma bağımlı hale getirilen Türkiyenin de bu konuda zaten bir seçme şansı bulunmamaktadır. Ben senede bir defa yapılan "Türkçe Olimpiyatlarını" yetersiz görüyorum. Bu şekilde bir dilin zenginleştirilmesi ve yabancı etkilerden temizlenmesi mümkün değildir. Bu çalışma tüm seneye yayılmalı, hükümet politikası olmalı, STK tarafından da desteklenmelidir. Yoksa senede bir defa toplanıp değişik Türk Devletlerinin temsilcileri ve değişik lehçelerin ortaya konması hoş bir manzara ve gönüllere lezzetten öte Türkçeye ne kazandırır? TDK nu kurarak bu konuda M.K.Atatürk zaten bir girişim başlatmıştır, yol göstermiştir. Bakın Atatürk kronolojik olarak konuyla ilgili ne diyor: "Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır... Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir: 1929" - "Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır: 1930" -"Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz: 1931" - "Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi içn her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz: 1938" Türk dili üzerine Atatürkün görüşlerini seçerek ortaya koydum. Konuyla ilgili sözleri pek çoktur...Şimdi hep birlikte bir düşünelim...Türk dili üzerine ne yapıldı? Ne ölçüde yabancı kelimeler etkisinden arındırıldı (bunu yazarken ben güldüm, okurken de sizin güleceğinizden eminim) etrafınıza bakmanız, TV filmlerini izlemeniz, gençlerin konuşmalarına kulak kabartmanız yeterlidir...10 lisanı anadilimiz gibi bilebilir, konuşabiliriz; bu kültürdür, iyi birşeydir. Türkçeyi layık olduğu güzellik ve durulukta konuşmak ise milliyetçiliktir, vatan sevgisidir. Hepimiz yapmalıyız, yapabiliriz...
bozkırlı
25 - 06 - 2008     11 : 50
güzel bir konu anlamlı buluyorum devlet politikalarını gözden geçirmeli Ab bir devlet politikası ama yorumcular sanki hükümen tasarrufu gibi aktarıyor sadece bu gazetede değil tüm platformlarda ancak şu bilinmeli bu AB yolu 50 yıldır sürüyor AKP bundan vazgeçiyoruz deseydi ozaman aynı adamlar farklı yorumlarla karşımıza çıkacaktı siz yazaraımız sadece eleştiri yapmamıs yol haritası koymuşsunuz onun için size teşekkür ederim
MuammerTunahan
25 - 06 - 2008     10 : 31
DERYA ve ALİ bey çok teşekkür ederim
TUNCER ABİ"ye
25 - 06 - 2008     10 : 30
Abi olumsuz algılamadım tabela konusunda da sonuna kadar sizinleyim teşekkür ederim
ali arlı
23 - 06 - 2008     16 : 59
hocam yazınız mükemmel devamını bekliyoruz..Allah yardımcınız olsun.
DAYI
23 - 06 - 2008     16 : 57
ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK HOCAM ÇOK GÜZEL BİR KONUYA DEĞİNMİŞİN.TUNCER BEYİN YORUMUNUDA ÇOK BEĞENDİM ONUNDA ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK,YETMİŞ MİLYONUN ÖNÜNDE BEN ATATATÜRKÜ SEVMİYORUM DİYEN GENÇLER YETİŞTİRDİKTEN SONRA VE İNGİLİZ ESARETİ ALTINDA YAŞAMAYI KABULLENEN BİR NESLE SAHİP OLDUKTAN SONRA BİZ BİTMİŞİZ HEPSİ BOŞ ALLAH SONUMUZU HAYIR ETSİN.
TUNCER
23 - 06 - 2008     16 : 24
Değerli kardeşim, .“Türkçe olimpiyatları” bir güzel temenniden öteye geçmeyip, korkarım bir “utopia” olarak kalacaktır... Derken karşı olduğumu değil aksine endişelerimi belirtmek istedim. Koyun postlu kurtların bir hayli çoğaldığı günümüzde ve siyaset tilkilerinin cirit attığı siyaset sahnesinde maalesef halkın bilmediği, bilemediği, duymadığı, duyurulmadığı ama halk için yapıldığı intibaını verecek şekilde bir güzel boyanan " Truva" atları dörtnala dolaşmakta... Yorumumun son kısmında Türkiyenin herhangi bir doğu ittifakına AB ve ABD nin çıkarları doğrultusunda nasıl baktıklarını kendimce açıkladım; iddiam doğru olduğu yönünde değil dir ama bende uyanan izlenim o yöndedir. Türkiyenin sanal gündem maddeleriyle vakit öldürmesi yerine ileriye dönük yapıcı ve akil planlar, kendi öz fikrimizin üretilmesine acilen ihtiyaç vardır; günübirlik yaşamayı ve AB-ABD den kiralanan kiralık politikaları bir kenara bırakmalıyız artık. Türkçe Olimpiyatları bildiğim kadar senede bir gerçekleştirilmektedir. Senenin geri kalan diliminde Türkçe adına ne yapılmaktadır yada bu olimpiyatların senenin geri kalanına etkisi ne olmaktadır? İşyeri sahipleri nedamete gelip, Türkçe ye karşı yaptıkları ihanetten vicdan azabı duyup tabelalarını yada şirketinin adını mı Türkçeleştiriyor? Hayır. Gençliğimizin Amerikan argolarını bırakıp Türkçe konuşma özlemini mi harekete geçiriyor? Hiç bir değişme yok...Bozkırı bile bir dolaşsan pek çok yabancı tabelaya rastlayacağından şüphem yok. Ben de Türkçeyi seven, tercih eden sade vatandaştan birisiyim. Sen de evinde Türkçe Olimpiyatlarını izlerken zevk alıyor olabilirsin; kutlarım. Ama tüm bunlar toplumda bir değişime, gelişmeye az da olsa neden oluyorsa iyiye doğru bir adım atılmış anlamına gelir şüphesiz. Aksini düşünürsek eğer; binbir türlü kirli siyaset ve alaverenin içerisinde bizim temenni ve isteklerimizi "ütopia" dan başka en güzel açıklayan başka bir kelime ne olabilir ? Tertemiz ve duru bir Türkçe konuşulan Türkiye hepimizin hayalidir ve gerçekleştirilmelidir. Atatürk Türk Dil Kurumunu bu amaçla kurmuş ve güzel ve duru bir Türkçe için şahsen çalışmalarda bulunmuştur. Kurulduğu ilk günkü şevkle devam etmelidir.
Muammer TUNAHAN
23 - 06 - 2008     12 : 35
Tuncer abi Türkiye'nin içdinamikleri yani kurumlarıda bizim avrupa birliği yolundan dönmemizi istemiyor biz AB'ye girmeyi Devlet Politikası yapmışsız ama ne hikmetse 5-6 yıldır durum biraz terse dönmüş gibi yalnız biz Orta asya ilişkileri konusunda hiç bir gayret ortaya koymuyoruz Türçemizin etkin bir dil olduğu Diva-ı Lüğat-ı Türk'e kadar dayanır hatta ORHUN ANITLARINA kadar...“Türkçe olimpiyatları” bir güzel temenniden öteye geçmeyip, korkarım bir “utopia” olarak kalacaktır. demişsinizolsun bence bir mahsuru yok evde kızımla Türkçe Olimpiyatları seyrederken kızım ben bu sarkıların çoğunu yeni duyuyorum ne kadar güzelmiş demesi ne kadar acı değilmi Türkçe Olimpiyatlarının daha güzel etkinliklerle devam etmesinde büyük yara görüyorum
DERYA AKKİPRİK
23 - 06 - 2008     12 : 07
HOCAM ÇOK GÜZEL OLMUŞ ELLERİNİZE SAĞLIK EN ÖNEMLİ ŞEY DİLDİR BUNU HERKES BİLİO AMA ÇOK GÜZEL OLMUŞ YAZINIZ ÇOK BEĞENDİM BÖYLE YAZILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM....
TUNCER
21 - 06 - 2008     00 : 42
Ben ideoloji ve işkence olaylarının değerlendirmesini tarihçilere bırakıp, sadece Türkçe ve Türkiye üzerinde durmak istiyorum... Karamanoğullarının ikinci Beyi Kerimüddin Karamanın oğlu Mehmet Bey "Bugünden geru divanda,dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır" fermanını okuttuğu zaman, siyasi ve askeri bir zafer değil ama bir kültür zaferi kazanmış, Türkçeyi resmi dil ilan etmişti. Bu kültür zaferinin tarihi 13 Mayıs 1277 yılı olarak tarihe tescillendi. Bugün Karaman Belediyesi eğer yanılmıyorsam yabancı isim ve tabelalara karşı bir mücadele sürdürmekle örnek bir davranış sergilemektedir. Gaspıralı İsmail Bey Kırım Savaşı sırasında dünyaya gelmiş ve Rus İhtilalinden iki yıl önce 1914 te ölmüştür. Rus Çarlığı sırasında Türk-İslam toplumlarının eğitim ve kültür reformuna ihtiyacı olduğunu görmüş, hissetmiştir. Bugün tüm dünyada temel iletişimin İngilizce olduğu gözönüne alınırsa yerinde ve erken bir farkediş hatta teşhis olduğu anlaşılır. “Dilde, fikirde ve işte birlik” Toplumları birarada tutmanın en güzel yoludur…”Geri kalmışlığımızın tek nedeni cehaletimizdir.” Diyen İsmail Bey, bugün dahi sorunumuz olan ve halledilememiş bir meseleyi yıllar once ortaya koymuştur…Daha sonra 74 yıl süren bir soviet dönemi ise Türk Toplumlarında din ve dil kavramlarında olumsuz bir etkide bulunmuştur. Türklerin, Osmanlı zamanından Cumhuriyete kadar Araplarla yakın temasları Türkçeye nasıl ki pek çok Arapça kelimeler kazandırmışsa, Soviet yönetimindeki Türk toplumlarının Türkçelerine de Rus kelimelerin fazlaca girmesine neden olmuştur. Bir diğer olumsuz etki de din yönündedir. Komünist bir rejim ve materialist felsefe toplumları dinden uzak tutmuştur. Ama ne kadar uzak olursa olsun insanın içgüdülerinde bir inanma ihiyacı olduğu da bir gerçektir. Konuyla ilgili bir anımı aktarayım; Komünist Çin de bulunduğum sırada bir Çinli ile sohbet ederken ona Allaha inanıp inanmadığını sordum. Cevaben, once “kendisinin bir komünist olduğunu” söyledi. Biraz düşündükten sonra da: “Ama öyle bir varlığın olduğuna inandığını” ekledi. Bir diğer sefer de, Kızıldeniz de seyrederken Azeri olan 2.kaptana “kıble”yönünü hesaplamasını söyledim ve bir hesap getirdi. Hacı olan çarkçıbaşı da namazını kıldı tabii. Bu hesap bana tuhaf gelmişti ve kendim hesaplama ihtiyacı duydum sonuç çok anlamlıydı: Azeri 2.kaptan Kabenin yerini bilmiyordu…Yaptığı ve bizim hacıya namaz kıldırdığı yön ise tastamam Mısır Gize de bulunan piramitler yani firavun mezarlarıydı…Hacıya namazı kaza ettirdik tabii doğru kıble ye…Türkiye ye dönelim. Bolşevik İhtilali tamamlandığı sıralarda Türkiye Mustafa KEMAL in önderliğinde Çanakkale de tarihe süngüyle bir zafer kazımış, yok olmak üzere olan bir ulusun var olma mücadelesi başlamıştı. Mustafa KEMAL son günlerinde bir sohbetinde Ali Fuat Paşaya: “Fuat Paşa, pek yakında dünya vaziyeti mütareke senelerinden daha ciddi olacak ve karışacaktır. İkinci büyük bir harp karşısında kalacağız. Eski dostumuz Rus Sovyet Hükümeti, acizlerle maceraperetslerin yanlış hareketlerinden istifade etmesini bilecektir. Bunun neticesinde dünyanın vaziyeti ve dengesi kamilen değişecektir. İşte bu devre esnasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde başımıza mütareke senelerinden (1918-1922) daha çok felaketler gelmesi mümkündür.”demiştir. Ölümünden sonra Tevfik Rüştü Aras görevden alınır ve İnönünün Cumhurbaşkanı olması ile birlikte Türkiye emperyalist ülkelerle dengesiz ilişkiler kurmaya başlar. 1939 yılında İngiltere ve Fransa ile anlaşmalar yapılır. 1945 yılında ise Türkiyede bir “Amerikancılık”furyası resmen başlar. Kültürümüz Amerikan propagandası altında yozlaşmaya başlar ve değerinden yitirerek bu günlere kadar gelir. Bugün maalesef bu yozlaşma bir öğrencinin hocasına: “Hocam, star ın ingilizcesi nedir” diye soracak hale gelmiştir. Bir bugüne, bir de geçmişe bakalım. Atatürkün kendinden emin, geleceğe güvenle bakan, başı dik Türkiyesi nerede; bugünün , AB ye yamanmaya çalışan, başı yerde Türkiyesi nerede!...Bugün dünya 3 başlı bir dev doğurmuştur( askeri ve ekonomik anlamda): Amerika – Avrupa – Uzakdoğu olmak üzere. Türkiyenin Asya ya yaklaşması emperyal Amerikanın önceden hazırladığı tüm planları altüst eder: Ortadoğunun kontrolünü ele alır, Avrupayı kıtasına hapseder, Kafkaslar-Afganistan- Pakistanı yanına çeker, Müslüman dünya ile yakın ilişkisi olur, petrol kaynaklarına erişir, Çin le işbirliği yapabilir. Tüm bu gelişmeler ABD ve AB nin etkisini son derece azaltacağından bu emperyal ülkeler Türkiyenin Türk Cumhuriyetleriyle yaklaşmasından son derece rahatsız bir konumdadırlar ve Gaspıralı İsmail Beyin “Dilde, fikirde ve işte birlik” çabası veya temennisi ve tertiplenen “Türkçe olimpiyatları” bir güzel temenniden öteye geçmeyip, korkarım bir “utopia” olarak kalacaktır.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Site İstatistiği
 

Yazarlar

Sesleniş
Filiz KILINÇEL
PAZAR VE ÇÖP

Eğitim Köşesi
M.Emin KARABACAK
Neden “EVET” Demeliyiz?

EDEBİYAT KÖŞESİ
Harun ŞEKER
DERELİ, ANKARA MÜFTÜSÜ MUSTAFA ÇINAR (1933,_)

Kızıl Elma
Tuna DOĞAN
HALAMA

Memleket Rüzgarları
Muammer TUNAHAN
Kamuoyuna Açıklama

Arada bir
Cemal ÇALIŞKAN
26 ve 30 AĞUTOS ZAFERLERİMİZ

Misafir Gözüyle
Ali ERZİNCAN
Dünya kültür kenti İstanbul

Sibel'in Tarif Köşesi
Sibel ERZİNCAN
SODALI EKMEK

Anket
Aktif Anket Yok


 



www. bozkir postasi.com.tr | Tasarım & Programlama : www.grafikey.com | 2008